eskisehirsaglikcalisanlaridern@gmail.com

Mikrobiyata 2 – Dyt. Erhan ARISOY

Sevgili ESÇAD ailesi sizlerle bir kez daha buluşma fırsatı verdiği için değerli ESÇAD yönetimine teşekkür ederek hepinizi saygı ve sevgi ile selamlıyorum. Geçen sayıdaki yazımızda genel anlamda MİKROBİYATA hakkında bilgiler vermiş ve birdahaki yazımızda popüler diyetler hakkında sohbet edeceğimizi duyurmuştum. Ancak mikrobiyata konusunda gelen olumlu tepkiler ve istekler üzerine bu sohbetimizde de mikrobiyataya biraz daha değinmek istiyorum.

Geçen yazımızda bahsettiğimiz gibi mikrobiyata vücudumuzda yaşayan mikroorganizmalar sisteminin genel adıdır. Bu yazımızda biraz daha özele inerek bağırsak mikrobiyatasını ele almaya çalışacağım. Sağlıklı bir yetişkinin bağırsağında ortalama 1,5 – 2 kg bakteri bulunur. Bu bakteriler rastgele dağınık halde bulunmazlar. Bazı türlerin diğerlerine baskın olduğu ve yönettiği oldukça organize bir mikrosistemşeklinde yaşarlar. Bağırsak mikroflorası üç gruba ayrılabilir:

Esas veya Faydalı Flora: Sağlıklı bir vücutta baskın olması istenen en önemli bakteri topluluğudur. Bu bakterilere yararlıbakteriler de denir ve bağırsakların esas ev sahipleri bunlardır.Bu grubun asil üyeleri Bifidobacteria, Lactobacteria, Propionobacteria, E. coli’nin fizyolojik nesilleri, Peptostreptococci ve Enterococci’dir. 

Fırsatçı Flora: Kişiden kişiye değişen sayı ve büyüklükte olan mikrop grubudur. İsimleri gibi fırsatçı olup yararlı bakterilerin zaafa uğraması durumunda hemen boşluğu doldurmaya çalışırlar. Fırsatı bulup üstünlüğü ele geçirdiklerinde bu mikropların her biri çeşitli sağlık problemlerine yol açabilme potansiyeli taşırlar. Normal zamanlarda yararlı bakteriler bu grubu kontrol altında tutar ve pek fırsat vermezler. Bacteroids, Peptococci, Staphylococci, Streptococci, Bacilli, Clostridia, Enterobacteria (Proteus, Clebsielli, Citrobacteria vb.), Fuzobacteria, Eubacteria, Catenobacteria ve mayalar bu gruptandır.

Geçici Flora:  Bu gruptaki mikroplar gün içerisinde yiyecek ve içecekler vasıtası ile vücudumuza giren ama pek üreme yetisi olmayan gram negatif basillerden oluşan çeşitli mikroplardır. Esas flora güçlü ve baskın olduğunda zarar vermeden sindirim sistemi boyunca ilerler ve vücuttan atılırlar. Esas floranın gücünü kaybettiği durumlarda ise fırsatçı floraya dönüşebilirler.

Peki bağırsak floramız nelere bağlı olarak bozulabilir?

Kullandığımız ilaçlar: Antibiyotikler özellikle Penisilinler, Tetrasiklinler, Aminoglikozitler, ayrıca Antifungallar (anti-mantar) Antiviraller (anti-virüs).  Antibiyotiklerin sadece bağırsakta değil, vücuttaki diğer organlarda ve dokularda yaşayan yararlı bakteriler üzerinde de yok edici etkisi vardır.  Antibiyotikler; bakteri, virüs ve mantarları iyi huyludan kötü huyluya dönüştürür ve dokulara saldırıp hastalık yaratma yeteneği kazandırır. Antibiyotikler, bakterileri antibiyotiklere dayanıklı hale getirir. Özellikle endikasyonu olmadan rastgele kullanılan antibiyotikler bağırsak floramızı darmadağın etmektedir. Grip oldum bi antibiyotik kullanayım, burnumun akıntısı geçti antibiyotiği bırakayım(!). Ne yazık ki bu tür yaklaşımlar normal halkı bırakın, biz sağlık camiasının içinde bile oldukça yaygın. Şeker yutar gibi antibiyotik tüketiyoruz ve maalesef mikropların antibiyotiklere karşı direnç geliştirme hızı bizim yeni antibiyotik üretme hızımızdan kat be kat fazla. Yakında bakterilere karşı elimizde silahımız kalmayacak. Bundan dolayı hem kendimize hem de çevremize antibiyotik başlarken iki değil en az beş kez düşünmeliyiz.

Diğer ilaçlar: Ağrı kesici ve analjezikler, steroid ilaçlar, doğum kontrol hapları, uyku hapları, mide ekşimesine karşı verilen ilaçlar, sinir yatıştırıcı ilaçlar.

Beslenme: İşlenmiş ve şekerli karbonhidratların tüketilmesi,  bebeklerin biberonla beslenmesi,  aç kalmak ve aşırı yemek.

Hastalıklar: Tifo, kolera, dizanteri, salmonella gibi bulaşıcı hastalıklar ve bazı virüs enfeksiyonları, ameliyat, kemoterapi, hormon tedavisi ve radyoterapi.

Stres: Uzun süreli fiziksel veya psikolojik stres.

Diğer faktörler: Fiziksel yorgunluk, ileri yaş, alkol, kirlilik, toksik maddelere maruz kalmak, mevsimsel faktörler, iyonlaştırıcı radyasyona maruz kalmak ve sert iklimler.   

Yararlı bakteri zararlı bakteri diyip duruyoruz ama bu yararlı dediğimiz bakteriler nasıl bir işlevle vücudumuzu bu zararlı bakterilerden koruyor, bizim için kötü bakterilerle savaşı nasıl yapıyor?

Temel savunma stratejisi sindirim yolunu boylu boyunca kaplayan bakteri tabakasıdır. Bağırsak epiteli üzerinde toprağın çimli kısmı gibi yayılan bu kalın katman; fırsatçılara, patojen mikroroganizmalara, sindirilmemiş yiyeceklere, toksinlere ve parazitlere karşı doğal bir bariyer görevi görür. Bu bakteriler, fiziksel bir bariyer oluşturmanın ötesinde işgalci patojen mikroorganizmalara karşı antibiyotik benzeri, anti fungal ve anti viral maddeler üretirler. Yararlı bakteriler ayrıca organik asitler üreterek bağırsak duvarında pH seviyesini 4.0-5.0 dolaylarına düşürürler. Daha alkalin ortamları isteyen patojenik “kötü” mikroplar, bu rahatsız asidik ortamda rahatça üreyip gelişemezler.

​​Sağlıklı bağırsak florası, bağırsak duvarının sağlığını korumak dışında sindirim ve emilim işlemlerinde de aktif rol oynar. Hal böyleyken, dengeli bir bağırsak florası olmadığı takdirde, yiyeceklerin normal sindirimi ve emilimi imkânsızdır. Bağırsak florası proteinleri sindirir, karbonhidratları fermente eder, yağları ve lifleri parçalar. Bağırsaktaki bakteri faaliyetlerinin yan ürünleri; mineral, vitamin, su, gaz ve pek çok diğer besini bağırsak duvarından kan dolaşımına taşımakta çok önemli rol oynar. Bağırsak florası hasar görmüşse, hiçbir besini sindirip parçalayamayız.

Leaky Gut Syndrome adı verilen geçirgen bağırsak yapısına sebep olan bağırsak hasarları yukarıda bahsettiğimiz esas bakteri bariyerinin zayıflaması ile ortaya çıkar ve toksinlerin, sindirilmeyen besinlerin, ağır metallerin, böcek ilacı gibi kimyasalların, katkı maddelerinin bağırsak çeperinden kana geçişine sebebiyet verir. Bu durumda özellikle beyin toksinlenerek bir çok nörolojik hastalığa maruz kalır. 

Şaka gibi gelebilir ancak bağırsak geçirgenliği ile Otizm, Şizofreni, Epilepsi, Depresyon, Bipolar Bozukluk, Anksiyete, ​Şizoaffektif Bozukluk, ​OKB (Obsesif Kompulsif Bozukluk, DEB (Dikkat Eksikliği Bozukluğu), DEHB (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu),Disleksi, Dispraksi, Panik Atak, ​Öfke Problemleri​, ​Yeme Bozuklukları, Uyku Problemleri, ​Bağımlılıklar) gibi hastalıkların doğrudan ilişkisi vardır.

Bağırsaklarımızdaki bakterilerin beynimizi etkileyebileceğini düşünmek gerçekten bağırsak floramızın ne kadar önemli olduğunu düşündürüyor insana. 

Son söz olarak değinmemiz gereken bir şey varsa o da bağırsak sağlığımız gibi tüm vücut sağlığımızın korunması dengeli ve sağlıklı beslenmeden geçmektedir. Özellikle Akdeniz tipi beslenme şuan için en sağlıklı beslenme şekli, olarak görünmektedir.

O zaman gelecek yazımızda AKDENİZ TİPİ BESLENME nedir buna değinmeye söz vererek tüm ESÇAD ailesini sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

Dyt. Erhan ARISOY

Yunus Emre Devlet Hastanesi

Baş Diyetisyeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: